Taner Kılıç v. Türkiye davası – Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

OHAL döneminde başlatılan davalara ilişkin kritik tespitler

TANER KILIÇ v. TURKEY (No. 2) (No. 208/18)


Screenshot 2022-06-05 at 20.42.20
ByLock kullanım iddiası dışındaki suçlamalar

102. … 9 Aralık 2019 tarihli tutuklama kararında yargıç, şu delilleri referans göstermiştir: Başvurucuya ait telefona şifreli mesajlaşma uygulaması ByLock’un indirildiğine ve bu uygulamanın kendisi tarafından kullanıldığına dair rapor; Zaman gazetesi gibi belirli yayınlara abonelikleri, başvuranın kız kardeşinin gazete editörüyle evli olması; çocuklarının FETÖ/PDY tarafından işletilen ve kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan okullara devam etmesi; FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu iddia edilen Bank Asya’da açılan hesaplar…

104. Mevcut davada, yukarıda anılan Akgün davasından farklı olarak, söz konusu iletişim sisteminin kullanıldığı iddiası, başvurana yönelik şüphenin tek dayanağı değildir. Bununla birlikte, aşağıda belirtilen nedenlerle, Mahkeme, ilgili zaman diliminde yasal olan bir yayına abonelik; böyle bir yayının idarecisinin kız kardeşi ile evlilik ilişkisi ve çocuklarının söz konusu zamanda yasal olarak işletilen ancak daha sonra kanun hükmünde kararname ile kapatılan okullara devam etmesi gibi unsurların, başvuranın yasadışı bir örgüte mensup olduğunu gösteren bir delil bütünü olarak kabul edilemeyeceği kanaatindedir. Kabul edilmelidir ki, başvuranın mortgage kredisi başka bankada iken Bank Asya’da katilim hesabına sahip olmasının ekonomik gerekçeler doğrultusunda hareket etmediği anlamına geldiğine dair bilirkişi raporunun bulguları, ilk bakışta, başvuranın, bu hesabın, çocuklarının okul ücretlerinin ödenmesi için açıldığı ve bu hesabın kullanımında herhangi bir anormallik bulunmadığı yönündeki ifadeleriyle çelişecek nitelikte değildir. Mahkeme özellikle, başvuranın söz konusu bankadaki hesabı aracılığıyla – o tarihte aynı zamanda yasal bir bankaydı – yasadışı bir örgütün suç faaliyetlerini finanse etmeye yardımcı olduğuna dair en ufak bir kanıt bulunmadığını gözlemlemektedir.

ByLock kullanım iddiası

105. AİHM, özellikle, ByLock kullanım iddiası dışında, başvuranın suçlandığı diğer eylemlerin, başvuranın söz konusu suçu işlediğine dair makul bir şüpheye yol açmayan tamamen dolaylı unsurlar olduğu kanaatindedir. Gerçekten de bunlar, iddia olunan suç şüphesini hâkli çıkaracak başka bir unsurun yokluğunda yasallık karinesinden yararlanan (yasallık karinesi koruması altında olan) fiillerdir. Bu nedenle, bir tutukluya karşı (tutuklama kararı için) kullanılan fiiller veya davranışlar, islendikleri anda suç teşkil etmiyorsa, makul şüphe teşkil edemez. Dosya içeriklerine inceledikten sonra, Mahkeme tutuklama kararının makuliyetini belirlemedeki anahtar unsurun Bylock kullanımı iddiası olduğu sonucuna varmıştır.

106. ByLock mesajlaşmasının iddia edilen kullanımına ilişkin olarak, Mahkeme, ilke olarak yalnızca şifreli bir iletişim programı indirme veya kullanma bulgusunun kendi başına, tarafsız bir gözlemciyi yasadışı veya suç teşkil eden bir faaliyetin söz konusu olduğuna ikna edebilecek bir unsur teşkil edemeyeceği sonucuna vardığı Akgün davasına işaret eder. ……

107. Ancak mevcut davada, başvuranın tutukluluk halinin devamını emreden ve tutukluluğunun uzatılmasına ilişkin kararlar, söz konusu iletişim sisteminin kullanımına ilişkin, örneğin değiş tokuş edilen mesajların içeriği veya bağlamı gibi hiçbir bilgi içermemektedir. Sonuç olarak Mahkeme, yukarıda anılan Akgün davasında vardığı sonuçtan ayrılmak için bir neden görmemektedir.

108. Ayrıca Mahkeme, dosyanın, başvuranın FETÖ/PDY örgütüne üye olma suçunu işlediği şüphesinde belirleyici unsurun Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen (ve Bylock programına) ilk bağlantının tarihini belirten “analiz sonucu” başlıklı özet belge olduğunu kaydeder. Ancak, bu rapor her şeyden önce yetkililerin hangi verilere dayanarak böyle bir sonuca vardığına dair kesin bir anlatım içermeyen ham bir rapordur. Bu nedenle belge, dayandığı temel verileri içermemekte ve bu verilerin nasıl oluşturulduğuna dair herhangi bir bilgi sağlamamaktadır. Ayrıca, müteakip birçok bilirkişi raporunun ilgili kişinin söz konusu e-posta sistemini hiçbir zaman indirmediğini veya kullanmadığını belirtmesine rağmen (bkz. yukarıdaki 15, 21, 22, 36 ve 42. paragraflar), ulusal mahkemeler bu gelişmeyi dikkate almamıştır.

In the case of Hamdi Akin Ipek v. Turkey, European Court of Human Rights delivered a staggering judgment that was among other things controversial with regard to principle of “Justice should not only be done but should manifestly and undoubtedly be seen to be done” (Lord Chief Justice Hewart, The King V. Sussex Justices; ECHR, Poppe v. The Netherlands, App. no. 32271/04), this is not the only problematic issue with the said judgment though.

Background of the case: The applicant Hamdi Akın İpek is a Turkish businessman, is one of the shareholders of Koza-Ipek group consisting of 18 companies including two tv channels, two newspapers and one radio channel. Over the groups broadcasting policy about “Gezi Park Protests (2013)” and particularly about 17-25 December 2013 corruption probe, and also for providing the opposition figures with a platform to express their opinions, the group was taken over by the Government over an Ankara Peace Criminal Judgeship’s order that was appointing trustees to all 18 group companies.

As soon as the group companies taken over by the trustees, editors of all five media outlets, as well as more than 100 journalists were fired, and then activities of those media outlets ceased.

The said order based on an expert witness report alleging that there was reasonable suspicion of ongoing financial crimes within the group companies. The expert witness report was prepared by three people who were not in the official list of sworn expert witnesses, and handpicked by an Ankara prosecutor in charge of the investigation.

The president of the commission of experts was Ş.E.Ç was very controversial figure. And, among other issues he had been condemned to a custodial sentence for the offences of fraud and forgery however evaded from the sentence through the statute of limitations. Because while his appeal was waiting to be considered the statute of limitations expired.

Relevant Turkish law: According to Code of Criminal Procedures (‘CPC’), the experts shall be chosen from the list that is annually adopted and published the provincial judicial commissions. An expert, whose name is not listed, may be appointed only if the motive of this appointment is explained in the decision of the appointment (Art. 64).

According to arts. 24 and 69 of the same law, parties can ask the exclusion of a certain expert on the grounds that raise doubt concerning his impartiality.

According to Art. 223 § 9 of the CPC the decision to drop the case due to statute of limitation shall not be rendered where a decision of acquittal may be rendered promptly at that stage of the proceedings. And according to well-established case law of the Court of Cassation, the defendant can appeal the decision to drop the case due to statute of limitation if s/he believes the decision of acquittal is required.

Complaint: The applicant among other things complained that his Art. 6 of the Convention rights  (right to a fair trial) had been violated, because he was subjected to the said take-over sanction over an expert witness report which was prepared by some-one who was once convicted for of fraud and forgery, and not fully exonerated. The applicant said, the domestic courts did not accept his appeals related to this issue.

The ECHR’s decision: The ECHR which constantly said “even appearances are of importance”, and “justice must not just be done but must be seen to be done”, did not see any problem of expert witness S.E.Ç’s past whose report played main role on taking over the applicant’s companies.

The Court said “As regards expert Ş.Ç., the magistrate examined the complaints against him and indicated that he had not been convicted of the acts complained of. Whatever the applicant may say, the fact that the Court of Cassation had found that the limitation period had expired without ruling on the merits could not constitute recognition of the factual nature of the acts complained of. Moreover, questioning the good character of an expert in the absence of a conviction could raise questions with regard to the presumption of innocence.”

Question: Who does want in his case an expert witness who was once sentenced for fraud and forgery and evaded from being a convicted felon due to statute of limitation?

 In the sworn expert witness list of Ankara Provincial Judicial Commission, there are more than 1000 accountancy, tax and financial regulations experts. Having disregard of all  those experts, and picking someone with a quite controversial  past naturally calls the fairness of the proceedings into question.

In lieu of conclusion: Justice Lord Hodge saidAn expert witness enjoys both privilege and also power. The expert’s specialist knowledge entitles him or her to give such opinion evidence which a lay witness may not. That is a privilege. The expert also has power. … With the power which an expert has to influence the decision of a fact-finding tribunal, whether judge or jury, goes responsibility. As some controversial cases have shown, the abuse by an expert of the power which he or she is given can cause serious harm and injustice.”

ECHR’s evaluation that the expert in question is innocent is might be accurate, but this evaluation does not  discount the applicant’s overall complaint and questioning of the expert’s character. The expert’s past, when coupled with his nonexistence in the official sworn expert witnesses list, makes “appearance of the proceeding” not reassuring but shady. Therefore, whatever Strasbourg Court ruled, it fails to assure that justice manifestly and undoubtedly was done.

Avukat Ali Yıldız ve (Avustralya) Charles Sturt Üniversitesi Hukuk ve Adalet Merkezi doktora öğrencisi Leighann Spencer tarafından hazırlanan ‘Türkiye’de Mülkiyet Hakkının Erozyonu’ başlıklı rapor Platform Peace and Justice tarafından yayınlandı.

Yildiz, Ali and Spencer, Leighann, The Erosion of Property Rights in Turkey (April 27, 2020). SSRN: https://ssrn.com/abstract=3586084 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3586084

Rapor ayrıca SSRN aracılığıyla Stanford Law School (Law & Economics Research Paper Series), Indiana University Maurer School of Law (Private Law – Property eJournal) ve University of Amsterdam (Centre for the Study of European Contract Law) elektronik dergilerinde paylaşıldı.

Rapora göre, hukuka aykırı olarak müsadere edilen ya a el konulan mülkiyet haklarının değeri en az 32 milyar Dolar.

Rapordan başlıklar şöyle:

DERNEKLER: OHAL KHK’ları ile 1,419 dernek temelli olarak kapatılmış ve malvarlıkları hazineye devir edilmiştir. TBMM’nin 15 Temmuz Darbe Girişimi raporuna göre bu derneklerden 1,326 tanesinin 69,926 üyesi, 81 otomobili ve 178 taşınmazı bulunmakta idi.  Hazineye devir edilen bu varlıkların değerine dair bir rapor ve bilgiye ulaşılamamıştır.

VAKIFLAR: OHAL KHK’ları ile 145 vakıf temelli olarak kapatılmış ve malvarlıkları Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne (VGM) devir edilmiştir. TBMM’nin 15 Temmuz Darbe Girişimi raporuna göre bu vakıflara ait 2,214 taşınmaz VGM’ne devir edilmiştir. Ayni rapora göre, bu vakıflardan 123 tanesi 1,531 taşınmaz olmaz üzere 2,3 Milyar TL’lik (826 milyon USD, 23/07/2016 tarihi itibariyle) varlığa sahipti.

NAKIT VARLIKLAR: Dönemin Maliye Bakanı, Naci Ağbal’ın 2016 yılı Mayıs ayında yaptığı açıklamaya göre OHAL KHK’ları kapatılan tüzel kişilerin elinde bulunan 472 milyon TL (USD163.5 milyon, 23/07/2016 tarihi itibariyle) tutarındaki nakit para ve kambiyo senetleri Hazine’ye devir edilmiştir.

TBMM’nin 15 Temmuz Darbe Girişimi raporuna göre 213,696 taşınmazın tapu kayıtlarına Idare ve Yargı makamlarının talebi ile tedbir konulmuştur.

ÖZEL OKULLAR: OHAL KHK’ları ile (400,000 öğrenci kapasiteli) 138,000 öğrencinin eğitim görmekte olduğu 1,060 okul temelli olarak kapatılmış ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir. Kamu İhale Kurumu ilanlarına göre 24 derslikli bir okulun yapımı ortalama 7.5 milyon TL’ye ihale edilmektedir.  Bu veriden hareketle, kapatılan okulların değeri 7.95 Milyar TL (2.76 milyar USD, 23/07/2016 tarihi itibariyle) olarak tahmin edilebilecektir.

ÖGRENCI YURTLARI: TBMM’nin 15 Temmuz Darbe Girişimi raporuna göre OHAL KHK’ları ile 86,397 öğrenci kapasiteli 841 yurt kapatılmış ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir. Kamu İhale Kurumu ilanlarına göre 1,000 öğrenci kapasiteli bir yurdun yapımı asgari 27 milyon TL’ye ihale edilmektedir.  Bu veriden hareketle, kapatılan yurtların değeri 2.3 Milyar TL (806 milyon USD, 23/07/2016 tarihi itibariyle) olarak tahmin edilebilecektir.

MEDYA KURULUSLARI: OHAL KHK’ları 34 televizyon, 38 radyo, 73 gazete ve dergi, and 6 haber ajansı olmak üzere 151 medya kurulusu kapatılmış ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir. Kapatılan medya kuruluşlarından iki televizyon, 2 gazete, 1 radyodan oluşan Ipek Medya Grubu’nun değeri Aralık 2015 itibariyle 250 milyon USD olarak hesaplanmıştır. 3 gazete, 1 haber sitesi, 2 tv kanalı ve 1 haber ajansından oluşan Doğan Medya’nın 2018 Mart ayında   1.1 milyar USD’ye satıldığı göz önüne alındığında kapatılmış olan 151 medya kurulusunun değerinin 1 milyar USD’den az olamayacağı değerlendirilmektedir.

HASTANE VE SAGLIK KURULUSLARI: 667 ve 689 sayılı KHK’lar ile 47 hastane, sağlık merkezi, poliklinik kapatılmış ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir. Bu sağlık kurumlarından dokuz tanesinin yatak kapasitesi 2,052’dir. Is ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın 2016 yılı açıklamasına göre bu kurumlardan 21 tanesinin yıllık cirosu 400 milyon TL’dir. Kapatılan 47 sağlık kurumunun değeri 1.29 milyar dolar olarak değerlendirilmiştir.

ÖZEL SIRKETLER: Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın TBMM’ye gönderdiği bilgi notuna göre TMSF’ye devir edilen 998 şirketin yanı sıra 1,075 şirket tamamen kapatılarak ticaret sicilinden terkin edilmiş ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir

TMSF’ye devir edilen şirketlerin değeri 58.94 milyar TL (20.4 milyar USD, 23/07/2016 tarihi itibariyle) olarak açıklanırken kapatılıp malvarlıkları Hazine’ye devir edilen  1,075 şirketin değerine dair bir rapor ve bilgi bulunmamaktadır.

MÜSADERE EDILEN BINALAR: Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devir edilen 2,214 taşınmazın yansıra (Maliye Bakanı, Naci Ağbal’ın açıklamasına göre) 4,351 taşınmaz da Hazine’ye devir edilmiş olup bunlardan 3,361 tanesi binadır. Bu binalar, ayni açıklamaya göre, 7.2 milyon m2 kapalı alana sahiptir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın asgari maliyet sirküleri (IV. A, B, C, 915 TL /m2) dikkate alındığında bu binaların inşaat maliyeti 6.73 milyar TL (2.23 milyar USD, 23/07/2016 tarihi itibariyle) olarak tahmin edilebilecektir.

ÜNIVERSITELER: OHAL KHK’ları 15 üniversite ve onlara ait 7 hastane kapatılmış ve malvarlıkları Hazine’ye devir edilmiştir. Kapatılma günü itibariyle, 64,533 öğrencisi olan ve 2,808 akademisyenin çalıştığı üniversitelerin değeri hakkında bir rapor bulunmamaktadır.  Bu üniversitelerden sekizinin değerinin 23/07/2016 tarihi itibariyle asgari 1.5 milyar USD olduğu değerlendirilmiştir.

SONUÇ

Rapor, adil yargılama prensiplerine uygun bir yargılama olmaksızın ve tazminat ödenmeksizin gerçekleştirilen bu el koyma işlemlerinin niteliği itibariyle müsadere olduğu ve bu işlemlerin;

Uluslararası Teamül Hukuku, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (md. 17) BM Medeni ve Siyasal Haklara İlişkin Sözleme (md.4), AIHS (md. 15), AIHS  Ek.1  Protokol,

Anayasa, (md. 13-35-38-46-47), Türk Ceza Kanunu (md. 54), OHAL Kanunu ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı olduğunu açıklamaktadır.

Yildiz, Ali and Spencer, Leighann, The Erosion of Property Rights in Turkey (April 27, 2020). Available at SSRN: https://ssrn.com/abstract=3586084 or http://dx.doi.org/10.2139/ssrn.3586084

OHAL dönemi davalarına dair önemli tespitler içeren Ilıcak kararı Hükümet’in itirazının reddedilmesi kesinleşti. (ILICAK / TÜRKİYE DAVASI (No. 2) (Başvuru No. 1210/17)

KHK ile kapatılan kurumlara ilgili zaman diliminde tamamen yasaldı

§137 – Mahkeme, başvuranın tutuklanmasına karar veren adli makamların, başvuranın ve aynı dava kapsamında tutuklu bulunan diğer gazetecilerin, FETÖ/PDY örgütü üyesi oldukları ve/veya hükümeti devirmeye teşebbüse iştirak ettikleri yönündeki şüpheleri desteklemek için dörtlü hipoteze dayandıklarını tespit etmektedir. Bu dörtlü hipotez şu şekilde özetlenebilir: İlk olarak, Bugün, Özgür Bugün, Özgür Düşünce, Zaman, Millet, Eylem ya da Yeni Hayat gibi gazete ve dergiler ile Samanyolu TV, Kanaltürk ya da Bugün TV gibi televizyon kanalları, FETÖ/PDY örgütünün “medya” kolunu oluşturmaktaydı;

§139 –  Bu hipotezlerin, başvuranın terör örgütü üyesi olduğundan şüphelenmek için inandırıcı nedenlerin varlığına ilişkin bir tespit oluşturup oluşturmayacağı hususuyla ilgili olarak, Mahkeme ilk olarak, olayların meydana geldiği dönemde tamamen yasal olan bir kitle iletişim aracı için çalışmanın, ilgilinin yazılarının ve faaliyetlerinin niteliği dikkate alınmadan, tek başına, bu tür bir örgüte üyelik ile bir tutulamayacağını değerlendirmektedir.

 §153 –  Mahkeme ayrıca, başvuranın gazeteci ya da televizyon programı yapımcısı olarak çalıştığı medya organları tarafından maaş ödenmesiyle ilgili finans işlemlerinin, meblağlarının normal ve olağan niteliği dikkate alındığında, profesyonel bir gazeteciyi, işverenlerine bağlayandan başka bir taahhüdün varlığını kanıtlayamayacağı kanaatindedir.


 HTS kayıtları içeriğinde herhangi bir suç unsuru bulunmadan atılı suçları işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı nedenler olarak değerlendirilemez

§152 – Bu bağlamda, başvuranın, basında çalışan ve daha sonrasında ceza soruşturmalarına konu olan kişilerle yaptığı telefon görüşmeleri, içeriğinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığından, bir gazetecinin meslek hayatının olağan seyrine uygun olup başvuranın, üzerine atılı suçları işlediğinden şüphelenmek için inandırıcı nedenler olarak değerlendirilemez.


Kişilerin Bylock Mesajlarında İsminin Geçmesi

§156 – Mahkeme ayrıca, başvuranın, Bylock uygulaması üzerinden üçüncü kişiler arasında yapılan bir görüşme sırasında, basın özgürlüğüne ilişkin bir mesajı kamuoyuna iletebilecek nüfuz sahibi bir kişi olarak gösterilmesinin, makul olarak, ilgilinin, yasadışı bir örgüte üye olduğunun göstergesi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.

Safeguarding the status of refugee and asylum-seeker from criminal abuse

In 2017, INTERPOL’s General Assembly adopted a resolution regarding the processing of data related to individuals who have been granted refugee or asylum seeker status. 

GA-2017-86-RES-09 – INTERPOL policy on refugees

The resolution aims to provide adequate and effective safeguards to protect the rights of refugees. 

Refugees can ask the INTERPOL to remove or correct the data about themselves that is originated from the country where he or she fears persecution. 

Member countries are encouraged to provide INTERPOL’s General Secretariat or, as applicable, the Commission for the Control of INTERPOL’s Files, with confirmation that an individual has been granted refugee status and of the outcome of an asylum application review.

Once a member country has confirmed a person’s refugee status, INTERPOL will delete any Notice or Diffusion for the individual from the country where he or she fears persecution.  If INTERPOL is notified that an asylum request has been denied, or that refugee status previously granted has been revoked, the data may be maintained, or restored, if it conforms to the Organization’s rules.

Interpol SLTD kaybedilmiş ya da çalınmış pasaport v.d. seyahat belgelerinin kötü niyetli kullanımına engel olmak için oluşturulmuş ve üye ülke polis teşkilatlarının kullanımına sunulmuş bir veri tabanıdır.

Kırmızı bülten ve diğer bültenlerden farklı olarak her üye devlet INTERPOL organlarının herhangi bir ön inceleme ve onayına tabi olmaksızın kendi düzenlediği pasaportları SLTD veri tabanına Kayıp veya Çalıntı olarak kaydedebilmektedir.

Bu durumda pasaport sahibinin seyahat hakki kısıtlanmakta ilgili kişi uluslararası bir havalimanında mahsur kalabilmekte ve hak ihlallerine maruz kalabileceği orijin ilkesine deport edilme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır.

Her kişinin INTERPOL’e başvurarak kendisi hakkındaki veriye erişme, düzelttirme ve sildirme hakkı bulunmaktadır.  

Hukuk büromuz bu konuda hizmet vermektedir.

 

Diploma denklik prosedürü

Yabancı bir ülkede yaşamaya başladığınızda eğitiminize uygun iş bulabilmek için atmanız gereken en önemli adımlardan bir tanesi diploma denklik işlemidir.

Lizbon Tanıma Sözleşmesi bu işlemlerin genel çerçevesini çizmekte olup bu sözleşmeye üye her ülkede tanıma başvurularına rehberlik etmek, başvuruları alıp, inceleyerek karar vermekle sorumlu kurumlardan bulunmaktadır. Bu kurumların listesine bu sayfada erişilebilmektedir. https://www.enic-naric.net/country-pages.aspx

Denklik, diploma denkliği ve profesyonel / mesleki denklik olarak ikiye ayrılmaktadır. Denklik global is gücü piyasasına katilim için hayati bir adımdır.

Denklik başvurusu yapılırken AKTS / ECTS ders saatleri, staj süreleri, ders içerikleri, tez, profesyonel / mesleki tecrübenizin yeterli ve etkili şekilde açıklanıp ispat edilmesi önem arz etmektedir. Özellikle düzenlenmiş mesleklerde, doktorluk, dis hekimliği, hemşirelik gibi; başvuru çok dikkatli ve ayrıntılı şekilde dokumente edilmelidir. Hukuk büromuz bu konuda danışmanlık hizmeti vermektedir.

Türk hükümetinin terörle mücadele yasalarını kötüye kullandığı ve muhalifleri yasal faaliyetlerini kriminalize ederek hapsettiği iyi bilinen bir gerçek. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi Selahattin Demirtas (2) kararından TR’nin anti-terör mevzuatının öngörülemez olduğuna karar vermiş, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bu konuda reform yapılmasını istemişti.

2021 yılında Türk hükümeti yeni bir aracı devreye soktu. 2021 yılı Nisan ve Aralık ayından yayınladığı iki kararname ile çoğunluğu yurtdışında siyasi sığınmacı olarak yaşayan kişilerin malvarlıklarını terörün finansmanı ile mücadele bahanesiyle dondurdu. Kararnameler kişilerin kimlik bilgileri dışında hiçbir genel ya da bireyselleştirilmiş gerekçe içermiyor.

Uluslararası Af Örgütü, Haziran 2021’de yayınladığı raporda Türk hükümetini eleştirmişti. Raporda şöyle denilmekte:

Türkiye hükümeti, Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) 2019’da yayımladığı değerlendirme raporunu, birçoğu rutin bir şekilde sivil toplum örgütlerini hedef almak için kullanılan terörle mücadele yasaları cephaneliğini takviye etmek için kötüye kullandı. Bu bilgi notu, Türkiye yetkililerinin geçmişten bugüne sivil toplumu hedef almak için kullandığı, temelsiz terör suçlamalarına dayalı taciz, soruşturma, yargılama ve mahkum etmeyi kapsayan çok çeşitli yöntemlere dikkat çekiyor. 7262 sayılı Kanun, Türkiye hükümetinin terörle mücadele tedbirlerini sakladığı araç kutusundaki en yeni araçtır. Uluslararası Af Örgütü, FATF ve ilgili diğer muhatapları, Türkiye’nin FATF değerlendirmelerine karşılık attığı adımların FATF politikasına ve daha da önemlisi ülkenin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine eksiksiz şekilde uymasını sağlamaya çağırmaktadır. FATF, diğer hükümetlere, terörizmin finansmanı yasaları ve politikalarının, FATF’a uygunluk “zorunlulukları” kisvesi altında sivil topluma yöneltilemeyeceğine ilişkin açık bir mesaj iletmek için Türkiye’nin görev gücünün açıklanan dar hedeflerini açıkça suiistimal etmesini acilen incelemelidir. https://www.amnesty.org/en/documents/eur44/4269/2021/tr/

https://www.amnesty.org/en/latest/news/2021/06/turkey-measures-to-prevent-terrorism-financing-abusively-target-civil-society-and-set-dangerous-international-precedent/

Türkiye, terörün finansmanı ile mücadelede uluslararası standartlara uymadığı için Mali Eylem Görev Gücü’nün (FATF) Ekim 2021 toplantısında Gri Liste’ye alındı. FATF başkanı bu karara ilişkin açıklamasında ‘FATF, Türkiye’nin insan hakları örgütlerinin, hükümet destekli olmayan organizasyonlara yönelik kaygılarının da farkında, Türkiye IŞİD ve El Kaide gibi BM’nin terör örgütü olarak tanıdığı gruplara öncelik ver[melidir]’ demişti.

Hukuk büromuz bu karar nedeniyle yurtdışında sorun yaşayanlara yardım etmektedir.

The Good, The Bad and The Interpol

Co-author: Michael Polak, UK Barrister, the Chair of Lawyers for Uygur Rights, winner of The 2021 International Bar Association (IBA) Annual Outstanding Young Lawyer Award.

Interpol is, without doubt, one of the most important international organisations in the fight against crime around the world. Today, the Interpol has 195 member countries under its umbrella and it facilitates police cooperation through the National Central Bureau (NCB) of those states transmitting and receiving information and notices, the most famous of which is the INTERPOL Red Notice, which is a request from Member States to locate, detain, restrict the movement for the purpose of extradition, or surrender the subject of the notice.

INTERPOL also hosts a Stolen and Lost Travel Documents (‘SLTD’) database to prevent the usage of stolen and lost passports.

Whilst the importance these tools is indisputable, the way some states are abusing these important tool means that there is a lot of room for the reform and improvement of the INTERPOL systems.

General Assembly of 2021: A missed opportunity

The organisation held its annual General Assembly in Turkey between 23-25 November 2021. The location for this meeting has already drawn sharp criticism with the Ted Bromund’s Report for the Heritage Foundation’ stating that “The fact that the Interpol GA will meet in 2021 in Istanbul is a serious blow to the organization’s credibility and a poor reflection on the Interpol member nations that voted to award this honor to Turkey.”

Despite strong calls from the international community, the general assembly elected Maj Gen Ahmed Nasser al-Raisi of the United Arab Emirates who are facing serious accusations of human rights violations including torture and illegal surveillance as its new president for four years term. The member states which are notorious for abusing the Interpol mechanisms such as Turkey and China have their candidates elected to the Interpol’s executive committee. Kenya which collaborated with Turkey on rendition of Selahattin Gulen got also seat in the executive committee.

Seven members of its internal appellate body called ‘The Commission for the Control of Interpol Files were also elected and they will take the office in March 2022.[1]

Only positive step taken in the General Assembly was the executive committee election reform aiming to improve transparency of the election procedure, and to ensure the integrity of the elected officials for which a code of conduct draft will be prepared until next years’ general assembly.

Human Rights Concerns have not been addressed

According to the constitution of INTERPOL, the organisation shall act in accordance with the Universal Declaration on Human Rights and is forbidden from undertaking ‘any intervention or activities of a political, military, religious or racial character’.

The difficulty is that the organisation has quite a few member states that do not respect human rights, even at their most fundamental s. Accordingly, they misuse INTERPOL’s tools to hunt down their critics abroad. Countries such as China, Turkey, Belarus, and Russia constantly request Red Notices from the organisations to have their critics abroad arrested. And indeed, they are often successful as was the cases when Moroccan authorities detained 33-year-old ethnic Uyghur Yidiresi Aishan, on upon a Chinese requested notice and Kenyan authorities detained Selahattin Gülen, a Turkish national and US resident, upon a red notice published at the request of Turkey.

Although there is some awareness of the abuse of the notice system, abuse of the SLTD database is also a common occurrence as it is a strong tool in the hands of autocratic regimes intent on harassing dissidents abroad. Further, as there is not a filter mechanism for registering a passport on SLTD database as lost or stolen states have taken advantage of this.  For example, Turkey in 2016 registered a bulk of 60,000 passports as invalid on the SLTD database. Since then, Turkey has aggressively been continuing to abuse the SLTD database.

As Interpol fails to address this abusive conduct criticism and calls for sanctions on these states in the international community grows. At the extreme end, Transnational Repression Accountability and Prevention (TRAP) Act introduced to the US Senate aims to push the US government to respond to the “fraudulent use of INTERPOL mechanisms, and protect the U.S. justice system from INTERPOL abuse.”

Although the Commission for the Control of Interpol’s Files provides some filtering function against abusive or undue notice request, there is an essential need that appeals against already published notices should be considered more rapidly, as often the subject person is extradited before his/her appeal against a Red Notice is considered.

In order to prevent misuse of its mechanisms, INTERPOL General Assembly should have made reforms to ensure more transparency about its internal procedures and provide the public with regular reports on member states’ attempts to carry out abusive conducts, however, nothing was made to address this problem.

General Assembly also failed to address the abusive use of SLTD database that could be prevented by  an effective filtering mechanism, and rapid response to the requests for the deletion or removal of data on the SLTD database, as under the current rules, this procedure can take as long as nine months. Rather than addressing these problems, General assembly elected the representatives of abusive states to its governing body.

Compensation fund for victims is not in the horizon

Under the current rules, the only remedy for the victims of INTERPOL abuses is to have the data about themselves removed from the INTERPOL database. However, victims don’t have any rights to any damages. Imagine you are dissident living abroad, and that whist whilst on a short stopover custom police prevented you from boarding your scheduled flight because your Government registered your passport to Interpol’s SLTD database

 A removal request to get data removed can take as long as nine months, and the subject would have to wait in a foreign country until the data about their passport was removed. And eventually, even if the records are deleted, the individual involved, does not have any effective remedy to get compensation for their flight tickets, accommodation costs, and legal fees. The Parliamentary Assembly of Council of Europe has been calling for the creation of compensation fund for the victims of INTERPOL abuses for some time, however, there is not yet any action to this respect.

 Another idea would be for Member States, who abuse the INTERPOL system regularly, to be suspended for a short period within which would be not allowed to make any further requests.

Need for a Democratic Countries Caucus

Yet, Interpol is a member-driven organisation, it therefore cannot address these problems by its own. As recommended in the recent Civil Society Resolution that was signed by more than 60 NGOs and civil society leader, A caucus consisting of democratic member states would be a good initiative to push for more reforms, to ensure that law abiding candidates are elected to the appellate body and executive posts, and also to name and shame abusive countries. Unfortunately, this chance was also missed as no initiative was taken during 89th General Assembly.

İNTERPOL HUKUKU VE HAKLARINIZ

İnterpol merkezi Fransa’nın Lyon kentinde olan 194 üyesi bulunan uluslararası polis işbirliği teşkilatıdır.

INTERPOL_General-Presentation_juin19_01-EN4

İnterpol sınır aşan suçla ve cezasızlık ile mücadelede çok hayati bir fonksiyon ifa etmekle birlikte son yıllarda artan şekilde insan hakları merkezli eleştirilerin odağındadır.

Eleştirilerin merkezinde Çin, Rusya, İran gibi rejimlerim kırmızı bülten mekanizması ve kayıp ve çalıntı seyahat belgesi (SLTD) veri tabanını kötüye kullanarak yurtdışındaki rejim muhaliflerini hedef alması ve Interpol’ün kurumsal mekanizmalarının buna engel olamaması yatmaktadır.

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Avrupa Parlamentosu ve Amerika Birleşik Devletleri Senatosu bu konuda rapor, öneri ve bildiriler yayınlamıştır. Bu rapor ve öneriler doğrultusunda son yıllarda INTERPOL kurumsal yapısında bazı reformlar yapılmıştır. Bu kapsamda 2009 ve 2016, 2019 yıllarında INTERPOL Dosya Kontrol Komitesi statüsü ve veri isleme prosedürleri reforme edilerek şeffaflık artırılmaya ve bireylerin savunma hakkına garanti edilmeye çalışılmıştır.

Ancak bu reformlar suiistimalci devletleri azaltmamış ancak artırmıştır, öyle ki 2016’dan bu yana Türkiye’de bu devletlere eklenmiştir.


ILGINIZI CEKEBILIR:

Turkey’s Disregard for the Freedom of Movement

Stealth law extends Turkish restrictions on citizens’ freedom of movement


Bireysel haklarınız

Bugün, her birey INTERPOL’e başvurarak kurumdaki kendisi hakkında bir veri tutulup tutulmadığını sorgulayarak veri erişim hakkını kullanabilir, bu verinin düzeltilmesi ya da silinmesini talep edebilir.

Söz konusu veri kırmızı bülten ve diğer renkteki bültenlere dair olabileceği gibi kişinin pasaport ya da seyahat belgesine dair de olabilir.

Başvuru ve ekleri INTERPOL’un resmi dillerinden birinde olmak zorundadır.

Ali Yıldız Legal, INTERPOL başvuruları konusunda uzman olup şimdiye birçok başvuruyu başarı ile sonuçlandırmıştır.

Cafer Tekin Ipek has been deprived of his liberty since April 2016.

The European Court of Human Rights is overwhelmed with enormous and ever-growing caseload. According to the Court’s (2019) statistics, as of  31 December 2019, there are 59,800 cases pending before the Court filed against 47 member-states. At least 37.7 % of all pending cases are filed against Russia and Turkey, respectively 15,050 and 9,250 cases.

In June 2009, the Court adopted a priority policy for speeding up the processing and adjudication of the most important, serious and urgent cases. This policy was reformed in 2017. The essence of the reformed policy is to concentrate more resources on the most important cases, namely the cases falling within the top three categories (“priority applications”), namely:

I)    Urgent applications: in particular risk to life or health of the applicant, the applicant deprived of liberty as a direct consequence of the alleged violation of his or her Convention rights, other circumstances linked to the personal or family situation of the applicant, particularly where the well-being of a child is at issue, application of Rule 39 of the Rules of Court,

II)  Applications raising questions capable of having an impact on the effectiveness of the Convention system or applications raising an important question of general interest,

III)   Applications which on their face raise as main complaints issues under Articles 2, 3, 4 or 5 § 1 of the Convention (“core rights”), and which have given rise to direct threats to the physical integrity and dignity of human beings,

As of 31 December 2019, 24,424 of the 59,800 pending cases are categorized as priority applications. According to the Court, the high number of priority cases are mainly because of the applications allocated concerning conditions of detention in Russia and the lawfulness of detentions in Turkey.

If over 24,000 applications are categorized as priority cases, how does the Court set its agenda of trial?

Recently, the Court delivered its final decision in the case of Mr. Osman Kavala (Kavala v. Turkey) who is a prominent civil society leader, and has been deprived of his liberty since 18 October 2017. Considering that his lawyers applied to the ECtHR in June 2018, all procedures including Turkey’s request for appeal have been completed in 23 months by the Court. Although such speediness is commendable, the Court has not shown a similar performance in other priority cases. There are even some cases which have not been communicated to the respective Government in two-three years.

Cafer Tekin Ipek has been deprived of his liberty since April 2016.

Cafer Tekin Ipek has been deprived of his liberty since April 2016.

For instance, the case of Cafer Tekin Ipek is exemplary. in that regard. Mr Ipek was a philanthropist and the partner of Turkey’s Ipek Media Group which was seized by the Turkish Government in November 2015

Mr Ipek returned to Turkey even after the companies which he is partner were seized and even though he was aware that he could be prosecuted. Later on, he was detained at his residence in Istanbul on the very same day that his lawyers were off to Strasbourg to file an application on the seizure of his 18 companies. Case files to be submitted to the ECtHR were seized and copied by the police at the airport. What is worse, the pro-government daily, Sabah, reported this development with a headline of “Boxes of Betrayal”. 

Sabah Daily, 30 April 2016.

Sabah Daily, 30 April 2016.

The news alleged: They were going to complain about Turkey to ECHR based on false accusations. In the airport, police seized 18 boxes of documents prepared by Cafer Tekin Ipek before his arrest in order to complain about Turkey to ECHR based on false accusations… After extending the scope of the investigations against Ipek following the detention, police officers from the financial crimes department determined that 18 boxes of documents were delivered to cargo by Tekin Ipek before being arrested. It has been stated that 18 boxes of documents seized are being reviewed by the police.

The Turkish public prosecutor who interrogated the applicant directed to him the following questions:

a.    What was your purpose for founding the television channels named Kanalturk and Bugun TV and newspapers Millet and Bugun owned by you?

b.   Were you disturbed by the programs made by television channels Kanalturk and Bugun TV and articles published in newspapers Millet and Bugun? Did you take any steps towards changing the media policies?”

c.    What was the purpose of establishing the University? Did you receive any order or instruction from anyone for establishing Ipek University?

According to The Court’s privacy policy, an applicant who was deprived of his or her liberty as a direct consequence of the alleged violation of his or her Convention rights is evaluated within the scope of “the Category I (urgent)”. Mr. Tekin İpek has been deprived of his liberty since 25 April 2016. As I noted above, Mr. Ipek was asked many questions which at first sight had no connection with criminal events. Alas, they relate to the exercise of his rights and freedoms under the European Convention of Human Rights, namely the freedom of expression and peaceful association.

The case which led to Mr. Ipek’s detention and seizure of the Ipek Media Group was a milestone on the Turkey’s ruling party, AKP’s crackdown on free media. Application on the detention of Mr. Ipek well should be deemed as a priority case and his lawyers made two requests in that regard. However, his case is pending to be communicated to the Turkish government. On the other hand, the Court should be mindful of the perception, which is widely shared in Turkey, that in addition to meeting the legal requirements, support from international community is also a necessary prerequisite for a specific case to be regarded as an urgent by the Court. Such perception might undermine the credibility of the Court and human rights defenders. The Court, therefore, should be more transparent when setting its agenda, and should provide reasoned responses when accepting or refusing requests for urgent proceedings.